Montreal’de Yaz Tatili

MÜNEVVER OĞAN

Sevda Yüksel, ilk gençlik çağı için kaleme aldığı Montrealde Yaz Tatili kitabını hem roman türünden hem de gerçek bir yaşama dayanan gezi türünden yararlanarak oluşturmuştur.

Candan, kızı Defne ile birlikte Montreal’de yaşayan arkadaşı Burcu’nun yanına gidecektir. Candan’la Burcu üniversiteden arkadaştır. Defne babasını kaybetmiştir. Babanın kaybı hem Defne’de hem de annesinde derin bir yıkım yaratmıştır. Mutluluk denilen kavram sanki babasıyla birlikte uçup gitmiştir, ikisi de bu acının bir ucuna tutunmuş gibidir.

Defne için o büyük gün gelir, yolculuk başlar.  Ders kitaplarından adlarını bildiği kentlerin üzerinde uçarken ilk kez yurt dışına çıkmanın, 870 kilometre hızla ilerlemenin, küçük ekrandan uçağın rotasını izlemenin coşkusunu yaşar.

Burcu, yüksek lisans yapmak üzere geldiği Montreal’de kendisine yeni bir yol çizer ve uluslararası bir şirkette çalışmaya başlar. Montreal’de kedisi Kaju ile birlikte yaşamaktadır. Burcu teyzenin erkek arkadaşı Patrick Ouebeclidir, hokey oyuncusu ve eğitmenidir.
Montreal’de geçirecekleri on beş günü Candan, arkadaşı Burcu’nun önerileri ve kızının isteklerini göz önüne alarak planlar.   

La Fontaine Parkı,anne kızın ilk durakları olur. Defne, La Fontaine fabllerini anımsar. Parka onun anısını yaşatmak üzere La Fontaine adının verildiğini sanır. Fabllere konu olan, ağzındaki peyniri tilkiye kaptırdığı için aptal damgası yiyen karganın torunlarından biri bunu anımsatarak yazara kafa tutar. Karışıklığa parkta yer alan La Fontaine heykeli açıklık getirecektir.

Place dArmes, kentin en eski meydanlarından biridir. Bu meydanın en görkemli yapısı Notre Dame Kilisesi’dir. Candan yine fotoğraf çeker, onun için fotoğraf çekmek erken yaşta kaybettiği eşinin sevgisini bu eylemle sürdürmek, onu yaşatmak gibidir.  Kullandığı fotoğraf makinesi eşine aittir. Burcu, sokakta gitar çalıp şarkı söyleyenlerin yanına gider. Defne bir havuzun yanında oturup dinlenir. Havuzun ortasında bir kaidenin üzerinde bir elinde bayrak, öbüründe kılıç tutan bir erkek heykeli vardır. Defne, kendi kendine “Bu topraklarda kim, kiminle savaşmıştı? Tarihinde savaş olmayan bir ülke var mıydı?” diye söylenirken duyduğu sert bir ses onu irkiltir: “Hayatta kalmak için savaşmak zorundasın.” Heykelin kaidesinin sağ alt köşesinden gelen ses, yerli bir savaşçıya aittir ve onu şaşırtmayı sürdürür: “Maisonneuve, kentin kurucu olarak tarihe geçti. Biz ise topraklarımızı ele geçirebilmek için yok edilmesi gereken yerliler olarak anılırız.”

Gezileri Eski Liman’a doğru sürer. Saat Kulesi yüz yıl önce savaş sırasında kaybolan denizcilerin anısına Saint Lawrence Irmağı’nın kıyısına yerleştirilmiştir. Dijital dünya kuleye olan gereksinimi azaltmıştır ama o, hâlâ fotoğraf çekmek isteyen turistlerin gözdesidir.

Montreal, Royal dağının eteklerine kurulmuş bir kenttir. Dağın doruğundaki geniş alana 1701 Büyük Monreal Barışı’nın ana mimarlarından biri olan Huron şefi Kondiaronk’ın adı verilmiştir: Kondiaronk The Mount Royal Belveder.

Yeraltı Kenti, Olimpiyat Stadı, Atwater Market, Burcu’nun yüksek lisans yaptığı Mc Gill Üniversitesi, Jacques Cartier Köprüsü,çevreye adanmış bir müze Biyosfer, Grande Biblioteque (Büyük kütüphane), Place Des Art (Sanat Meydanı) Botanik Parkı, Türk Barış Bahçesi, Türk restoranıda Defne’ye ve annesine keyifle geçirecekleri zaman dilimleri sunar. Restoranın duvarlarında Kız Kulesi, Boğaz Köprüsü fotoğrafları, İstanbul özlemiyle bakışırlar.

Defne, futbol oynayan Burcu teyzesini izlemeye giderken yolda bir kütüphanenin önünden geçer. Taş döşeli bir yol kütüphaneye doğru uzanır. Yolun iki yanında demir ayaklar üzerine oturtulan, büyütülmüş resimli kitap sayfaları yer alır. Resimlerini gördüğü insanlar yerlidir. Kitabın kahramanı ise Charlie adında yerli bir çocuktur. Charlie, ahşabı yontarak biçimlendiren babasına yardım etmektedir. O da babasının yonttuğu kartalın kanatlarını boyayacaktır. Büyüdüğü zaman babası gibi bir sanatçı olmak istemektedir.

Defne, Botanik Parkı’nda da İlk Milletlere ayrılan bölümde yine yerli halkın izleriyle karşılaşır. Bölümün girişinde “Çok eski zamanlardan beri yaprak döken ormanlarda beş ulus yaşamıştır.” yazılı bir levha yer alır. Temsili yerli çadırında onların günlük yaşamına tanıklık ederler. Avdan dönenler, kano, kızak, kar ayakkabısı yapanlar, sepet örenler, maske yapanlar, mısır kabuklarından, yaprak ve püsküllerinden oyuncak yapanlar… Defne de bir yerli kızıdır şimdi onların üretimlerine ortak olan.

Eve döndüklerinde ise Kaju ile geçen saatler unutulmazdır Defne için. Kaju ile zaman geçirmek güzeldir.

Montreal sokaklarında iki yanı ağaçlıklı sokaklarda yan yana sıralanan kimi renkli evler, açık demir spiral giriş merdivenleriyle dört mevsim boyunca farklı manzaralar sunar. Kanada’da evler ısı kaybını önlemek için ahşaptan yapılmıştır, bu yüzden evlerde yangın alarmının çalışıp çalışmadığı belirli zamanlarda denetlenir. Sardunyalar, pembe hostes çiçekleri, dedikodu çiçekleri günlük yaşamın değişmezleri arasındadır.

Montreal’de Defne’yi en çok etkileyen yer, yaklaşık beş bin yıl önce Sibirya’dan Kanada’ya göç eden yerli halkın hikayesinin anlatıldığı bir müze olur. Yerli halkın yaşamına ilişkin öğrendikleri arasında önce totem direği ve inuksuk dikkatini çeker. Totem direkleri, halkın atalarının onurlarını yüceltmek, onlarla gururlandıklarını göstermek için diktikleri anıtlardır. 

Defne, bir totem direğiyle Güzel sanatlar Müzesinin önünde de karşılaşacaktır. Direği yapan Joseph adlı yerli bir sanatçıdır. O da beş yaşındayken kilise okullarından birine gönderilir. Sekiz yıl o okulda kalır. Orada yaşadığı acıları bu direkte anlatır. Defne bu direğe bakarken düşünür: “Yerli kıyafetleri üzerlerinden alınarak sırtlarına üniformalar geçirilen, saçları kesilen, adları değiştirilen, ana dillerini konuşmaları yasaklanan çocuklar…” (s.160-161)

İnuksuk; yığılmış taşlardan yapılmış insan figürleridir. Onlar, navigasyonun atası sayılabilir.

Yerlilerin günlük yaşamlarında kullandıkları eşyalar (fok balığı bağırsağından yapılan su geçirmez üstlük, renk renk boyalı tahta beşik…) sürdürdükleri yaşamın ipuçlarını verir. Donmuş da olsa göllerde, denizlerde, ırmaklarda avlanırlar. Avladıkları hayvanların kürklerine bürünürler. Köpeklerin çektiği kızaklarla ulaşım ve yük taşıma sorununu çözerler.

Yaşam ne kadar zorlu olursa olsun bir fotoğraf karesine yansıyan görüntüde çadırın içinde battaniyelere sarılmış babanın, annenin ve çocuğun yüzlerinden sevinç okunmaktadır.

Defne, müzede yer alan videolardan birinde yaşlı yerli bir kadının anlattıklarına tanık olur. Küçük oğlu, zorla elinden alınmış, yerli çocuklar için açılan yatılı kilise okullarından birine gönderilmiştir. Ardından da ona oğlunun öldüğü söylenmiştir.

Müzedeki fotoğraflarda yedi sekiz yaşlarında saçları kısacık kesilmiş kız çocuklar sıralarda oturmaktadır. Sınıfın arkasında başını beyaz bir örtüyle sarıp üzerine başka bir siyah örtü takan kadın durmaktadır, bu bir rahibedir. Fotoğraftaki çocuk bakışlarını elindeki kitabın sayfalarından Defne’ye çevirir ve kendi dilinden “Annemi istiyorum!” der. Defne onun ne dediğini anlamaz ancak gözlerindeki çaresizliği görür. Rahibe sert bir sesle çocuğu hemen uyarır: “Fransızca konuş!”

Kitap boyunca yerli halkın izleriyle sık sık karşılaşan Defne, tarihe duyduğu ilginin arttığını fark eder. Bu, genç bir kzın hayatta ne yapmak istediğinin adını koyma hikayesi de olacaktır.

Wakefield, adlı bir küçük bir yerleşim biriminin sahilinde karşılaştıkları Every Child Matters(Her çocuk önemlidir) afişi de onlara yerli halka ilişkin en güncel haberi verir.

Ailelerinden zorla alınarak yatılı kilise okullarına yerleştirilen çocuklardan bir kısmı yaşamını ytirmiş ve sessiz sedasız kiliselerin bahçelerine gömülmüştür. Bu, adsız mezarların ortaya çıkması Kanada halkı tarafından tepkile karşılanmış ve ülke pek çok gösteriye tanık olmuştur. Gördükleri afişin önünde yer alan çocuk giysileri bu protestoların bir parçasıdır. Burcu’nun altını çizdiği cümle de tartışmaya açıktır: “Hükümet adına başbakan, Katolik kilisesi adına papa yerli halktan özür diledi.”(s.139) Defne bu gezi boyunca zaman zaman babasını anımsar, kalbi acıyla burkulur. Öyle zamanlarda belleğinden “İnsan, babasını yitirince en çok çocukluğu eksilir!” tümcesi geçer (s.107). Defne, babası, annesi kitaplar, fotoğraf çekimleri, bir zamanlar mutluluk denilen iklim onları da sarmıştır. Şimdi Montreal’i adım adım gezerlerken, yerlilerin can yakan yok edilişlerini belgelerden, müzelerden, canlandırmalardan öğrenirken babasının bilgeliği, onu teselli eden içten sesi niçin yanlarında değildir ki? Belki de babasızlıktır onu annesine karşı kimi zaman hırçın ve uzak yapan…

Gezmek, yeni ülkeler, kentler, yaşamlar insanın ufkunu açar. Ötekinin öyküsünü öğrendikçe kendini, kendini tanıdıkça ötekini anlama başlar. Defne için bu gezi sağaltıcı olacaktır.

Hafta sonuDefne, annesi Candan ve Burcu  Ottowa’dadırlar. Ottowa parlamento binası kentin simgesidir ve 19. yüzyıldan yirminci yüz yıla uzanan görkemli bir yapıdır.

Bronz bir heykelin önünde dururlar. Heykel, ayaklarından biri takma olan bir genci betimlemektedir. Bu genç sporcu Terry Fox’tur, kansere yakalanır, kanser araştırmaları için Kanada’yı baştanbaşa koşmaya başlar. Ancak koşusunu tamamlayamaz. Heykel, Defne ile konuşur: “Her yıl benim adıma yarışmalar düzenleniyor, bağışlar toplanıyor.” Umut maratonun hâlâ sürüyor olması Defne’yi etkiler.

Kanada’da 1929 yılına kadar kadınlar senatör olamaz. Bu hakkı  Emily, İrene, Nellie, Louise ve Henriette adlı beş kadının mücadelesiyle elde ederler. Kadınların da nitelikli kişiler olduklarını, senatoya atabileceklerini kabul ettirirler. Onların anısına senato binasının önünde The Famous Fiveheykeli yer alır. Defne için bu, yeni bir aydınlanma olur. Kadın kimliği üzerine düşünür.

İki yüz yıldır hizmet veren Rideau Kanalı, Ottowa’nın ortasından geçer. Kanal, UNESCO Dünya Mirası Listesinde yer alır.  Dünyanın en büyük doğal buz pateni pisti olarak Guinnes Rekorlar Kitabına da girmiştir. Kışın da keyfi çıkarılmalıdır.  “Ottovalılar kötü hava olmadığını düşünür. Onlara göre yanlış kıyafet seçimi vardır, kötü hava değil.” (s.122) 

By Ward Market, meydandaki büyük saat, Kanada’nın ulusal hayvanları kunduzlar, kürkleri için soyu tüketilen hayvanlar, Rideau Hall yani Hükümet Konağı, Terry Fox’un anısına yaptırılan ve hükümet konağının önünde yer alan Umut ÇeşmesiOttowa’dan Defne’nin belleğinde kalanlar olur.   

Yolları Ottowa’ya düşmüşken komşu kentte (Gatineau) Patrick’in annesinin evine de uğrarlar. Patick’in annesi Jolie cana yakın bir insandır, evinin bodrumunda tavşan besler. Patrick’in ağabeyi ölmüştür. Onun büyük büyük annesi bir yerlidir. Yerlilerin çektiği acılar, Patick’in ağabeyinin, Defne’nin babasının, Candan’ın eşinin ölümü gezginleri özlem ve üzünç temasında buluşturur.

Defne’nin belleğinde unutulmaz izler bırakacak Montreal gezisi sona erdiğinde Defne, babasının ölümünden sonra kendisini annesine ilk kez bu kadar yakın hissettiğini fark eder. Montreal’den İstanbul’a doğru uçarken annesinin armağan ettiği, ucunda İnukshuk heykeli olan kolyesini parmaklarıyla sıkıca tutar, Kanada, Burcu, Burcu’nun erkek arkadaşı Patrick ve kedisi Kaju genç kızın anılaarında kendilerine yer bulacaktır.

Kurmacaya dayanan yazı türlerinden biri olan roman yaşamın açık ya da gizemli yanlarını keşfeder. İnsan, kendini romanın örüntüleri arasında yakalar, öteki insanı da aynı biçimde tanır, anlar ya da anlamaya çalışır. Romanda olay ve olgular düş gücüyle yeniden biçimlenir. Tıpkı Defne’nin Montreal gezisinde olduğu gibi.

Gezi yazıları gerçek yaşamdan ve yaşantılardan kaynaklanan yazı türlerinden biridir. Bir yazarın yurt içinde ve yurt dışında yaptığı gezilerde gördüklerini, okurları için ilginç bulduğu yönleri özenli bir dille yansıttığı bir düzyazı biçimidir gezi. Montrealde Yaz Tatili özenli dili, yer yer fantastik ögelere yaslanışı ve kişileştirmeleriyle okuru saran bir yapıt.

Bir gezi yazısının okunabilirliği, okurların gezip görme özlemini karşılamasına, onları eğlendirip düşündürebilmesine, yazarın bunca uyaran içinden insan için etkileyici olanları seçebilmesine bağlıdır denilebilir. Ayrıntıyı görmesini bilen bir yazar, iyi bir kurguyla gördüklerini de çekici bir dil ve anlatımla kalem alırsa o kitap okurunu bulacaktır, Sevda Yüksel kitabında bunu yapmıştır.

………………….

Yüksel, Sevda. Montrealde Yaz Tatili, 192 sayfa, karton kapak, İlk Gençlik Çağı Dizisi,  Bizim Çağ Kitaplığı, Ankara, Ağustos  2024.


Montreal’de Yaz Tatili, Münevver Oğan, Patika Dergisi, Nisan-Mayıs-Haziran 2025, 129. sayı

.